Farhadi ve The Salesman | Evrensellik
Farhadi’nin evrenselliğine belki de en iyi örnek Amerikalı yazar Arthur Miller’ın oyunundan etkilenerek gerçekleştirdiği The Salesman (2016) filmidir.
Bu filmle ikinci kez Oscar’ı kazanır. Oyun içinde oyun şeklinde anlatım oluşturan Farhadi, Miller’a hayran olduğunu ve de Miller’ın Satıcının Ölümü oyununun, esasında hepimizin sorunları üzerine olduğunu ve de Miller’ın evrensel bir yazar olduğunu dile getirir.
Farhadi kendisini en çok etkileyen yönetmenin Ingmar Bergman olduğunu söyler. Özellikle de Bergman’ın Skammen / Utanç filmi...
Bu filmin Farhadi üzerinde etkisi çok büyüktür. Bu saygısını göstermek amacıyla SATICI filminde odanın duvarında UTANÇ filminin posterini görürüz. Farhadi, Bergman‘ın yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağını söyler. Kendisiyle tamamen hemfikirim. Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü oyununa hazırlanan tiyatro sanatçıları Rana ve Emad çiftinin başından geçen olayları izleriz.
Bir gün yeni taşındıkları eve giren bir yabancı tarafından saldırıya uğrayan Rana’nın başından geçen kötü durum, bu çiftin Hayatını altüst eder. Tek amacı adamı bulmak ve intikamını almak olan Emad için artık yaşam o kişiyi bulmak üzerine kurulu olur. Bu süreç içinde bu çiftin yaşantısına ek olarak son dönem İran toplumunu, orta üst sınıfın temsilleri üzerinden izleriz. Hikaye, intikam, ceza, hesaplaşma, affetme gibi olguların çerçevesinde gelişmeye başlar. Filmin sembollerinden olan binanın yıkılma durumu, esasında film içindeki Rana ve Emad çiftinin ilişkisindeki ve hatta filmin bütün karakterlerinin ilişkilerindeki yıkılma ve çatlama durumunu da sembolize eder.
Kamera, filmde ağırlıklı olarak yakın plan çekim yaparak duygulara odaklanır. Buna karşıt olarak, şiddet sahneleri ise Farhadi’nin her filminde olduğu gibi uzak plandan gösterilir. Filmin en gergin anlarında alttan duyulan hışırtı sesi rahatsızlığımızı daha ön plana çıkartır. Müzik her filminde olduğu gibi filmin bitiminde kullanılmıştır.
Oyun sonrası Emad’dan önce eve gelen Rana, evi temizledikten sonra duşa girer. Ancak o sıra zil çalınca Emad olduğunu düşünerek, sormadan direk otomata basar, kapıyı da aralık bırakır. Ancak gelen Emad değildir. Tüm olay bundan sonra başlar. Filmin anlatımındaki düğüm burada atılır.
Gelen adamın kim olduğu ve neden geldiği gerilimi arttırır. Ayrıca Rana ile adamın banyodaki sahnesinin hiçbir şekilde gösterilmemesi filmin bitimine kadar gerçekte ne olduğuna dair de gizemini korur. Ayrıca belirgin bir sarı renk kullanımı var. İran kültürü için sarı renk ‘’şüphe’’yi çağrıştıran bir sembol olduğunu söylüyor. Son sahne ise başladığı yerde yine tiyatroda, kuliste biter. Artık iki karakter de değişmiştir. Rana ve Emad daha farklı bakmaktadır. Altta bir müzik vardır ve karakterlerin suskun bakışları izlenir. Yaşlı adama ne olduğuna dair bilgi yoktur. Ucu açıktır, belirsiz bırakılmıştır.
Film bittiğinde her filminde olduğu gibi bu filminde de hiçbir karakteri yargılayamayız. Film bitse bile film hakkında düşüncelerimiz devam eder. “Satıcı” filmi en çok “yargılama“ kavramı üzerine düşünen bir filmdir. Birini veya bir şeyi yargılamak bu kadar kolay mıdır sorusunu sorar film. Film bittiğinde, her filminde olduğu gibi bu filminde de hiçbir karakteri yargılayamayız.
