Bela Tarr Gidince...
Ustalara Saygı6 Ocak 2026

Bela Tarr Gidince...

Bela Tarr Anısına

Çok şey var sevilecek ona dair.

Onun tüm filmlerinde ele aldığı ortak mesele gibi:

Ahlakileştirme tutumunu olanaksız kılan sınır; varoluşsal koşullarda insanın haysiyetini nasıl koruyabileceği sorunu…

Kaçışın olmadığı tuzaklara yakalanmış karakterlerin, insan onurunu korumanın son raddesindeki, yenilgiye mahkum çaresiz çabaları…

Çoğu Tarr karakteri marjinaldir.

Yalnızca toplumsal olarak dışlanmakla kalmazlar, çoğunlukla kendi toplum dışı gruplarında da edilgen ve dışarlıklı kalmayı seçerler.

Ve “fena halde” Macardırlar.

Bir söyleşide filmlerinin çoğunlukla çirkin manzaralar ve çirkin insanlar hakkında olduğu söylendiğinde yanıtı:

“Onlar benim halkım” olmuştur.

Zordur onun filmlerini izlemek.

Aklınızı, zamanınızı -çokça zamanınızı- ruhunuzu ve kalbinizi o çamurlu araziye atıp, sizin de bata çıkma debelenmenizi talep eder.

Ve kimilerince de “üzücü” ve “karamsar”dır Bela’nın filmleri…

Keza Torino Atı’nın gösterildiği bir konferansta izleyicilerden o beklenen soru gelir:

“Neden filmleriniz bu kadar kötümser?”

Tarr, soruya soruyla karşılık verir:

“Filmden sonra kendinizi daha güçlü mü, zayıf mı hissettiniz?”

“Daha güçlü hissettim” diye yanıtlayınca seyirci, şunu söyler:

“Teşekkür ederim. Sorunuzu kendiniz yanıtladınız.”

Sadece 52 yaşındayken, 2007 yılında şunu söyler:

“Dünyanın sonu hakkında bir film yapmak istiyorum. Ondan sonra film çekmeyi bırakacağım.”

Ve 2011’de sinema tarihinin en muazzam filmlerinden birini yapar!

“Torino Atı”

Adam o sıcak patatesi her soyuşunda bizim parmağımız yanar.

Fırtınada giden o atı her izlediğimizde, mevsim yaz bile olsa, sinema salonunda iliklerimize kadar üşürüz.

Ammmaaaaa film bize bir şey de anlatır ve bunu anlamazsak olay fena halde eksik kalır.

İncil’de dünyanın yaratılışı altı günde tasvir edilir,

Béla Tarr ise tüm bu anlatıyı tersine çevirir ve altı günde dünyanın sonunu izletir bize.

Aslında tam da bu, medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarın buyruklarına uymaktan, insan olmaktan gelen bir “savaş, egemen ol, tüket” anlayışı sebebiyle gelen bir dünyanın sonudur.

Varolmanın Dayanılmaz Hiçliği’ni izleriz.

Merhametin gücüne tanıklık ederiz.

Hem duyularımızla hem aklımızla…

Ve elbette sabır ister.

O sabrı verirsen karşılığını fersah fersah alırsın.

Filmin arayışı, referans verdiği Nietzsche’nin hakikat arayışına benzer.

Benlikten yola çıkarak hakikate, bütüne ulaşmak ister Nietszche.

Filmin ana kahramanlarından yola çıkarak hakikate ulaşmaya çalışırız biz de.

O kahramanlar da sadece insanlar değildir.

Attır, fırtınadır ve patatestir.

Atın acısı, fırtınanın soğuğu, patatesin sıcağıdır.

Hakikat yok oluştur.

Ve Bela Tarr gidince.

Onun yok oluşu bir hakikat olunca…

Kendimizi daha güçlü değil, daha zayıf hissederiz.

Diğer Yazılar

Bela Tarr Gidince...
Ustalara Saygı

Bela Tarr Gidince...

Bela Tarr Anısına

DEVAMINI OKU
Spiritüelizm Neden Mazur Görülemeyecek ve Kendi Haline Bırakılamayacak İnsanlık Düşmanı Sinsi Bir İdeolojidir?
Mehmet Sindel Yazıyor

Spiritüelizm Neden Mazur Görülemeyecek ve Kendi Haline Bırakılamayacak İnsanlık Düşmanı Sinsi Bir İdeolojidir?

Bebek mi sizi seçti? Bu iddianız yalnızca kendi steril, konforlu varoluşunuz için mi geçerli? Yoksa doğan her bebek mi ailesini seçiyor?

DEVAMINI OKU
İnsan Hakları Dilinin İnşası Üzerine
Mehmet Sindel Yazıyor

İnsan Hakları Dilinin İnşası Üzerine

Mehmet Sindel'den İnsan Hakları Dilinin İnşası Üzerine

DEVAMINI OKU